Yapip Etemeler | Beyaz Tanrı (White God – Fehér isten)
598
post-template-default,single,single-post,postid-598,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,hide_top_bar_on_mobile_header,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-13.1.2,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.5,vc_responsive

Beyaz Tanrı (White God – Fehér isten)

23-6-X35-inch-font-b-white-b-font-font-b-god-b-font-Movie-PosterYapım: Macaristan, Almanya, İsveç – 2014 – 119 dk
Yönetmen: Kornél Mundruczó
Senaryo: Kata Weber, Kornél Mundruczó, Viktoria Petranyi
Oyuncular: Zsófıa Psotta, Luke And Body, Sándor Zsótér, Szabolcs Thuróczy, Lili Monori, László Gálffi, Lili Horváth
Görüntü Yönetmeni: Marcell Rév
Kurgu: Dávid Jancsó
Müzik: Kevin Pollard
Özet: 13 yaşındaki Lili’nin annesi ve babası ayrı yaşamaktadır. Annesinin bir yurtdışı seyahatine çıkması üzerine, Lili köpeği Hagen ile babasının evine yerleşir. Ancak Macaristan’da yeni çıkan bir yasa gereği melez köpeklerin sahipleri tarafından evde beslenmesi zorlaşmış ve ağır vergiler gelmiştir. Bu yüzden saf ırk olmayan köpekler sahipleri tarafından dışlanmaktadır. Lili’nin babası da tıpkı diğer köpek sahipleri gibi Hagen’i istemez ve onu sokağa atar. Lili bu duruma çok üzülür ve köpeği Hagen’i canla başla her yerde aramaya başlar. Sokakta hayatta kalma mücadelesi veren Hagen’in başına gelmeyen kalmaz. Köpek yakalayıcıların elinden kaçsa da, önce kurnaz bir dilencinin eline düşer, sonra da bir köpek dövüşü eğitimcisine satılır. Artık Hagen için hiçbir şey eskisi gibi değildir. İnsanların köpeklerin dostu olmadığını anlar ve diğer köpeklerle birlikte insanlara savaş açar. İntikamları acı olacaktır. Acaba Lili, insanoğluyla köpekler arasındaki bu savaşı durdurabilecek midir?

___

imagesBir kez daha sinema sanatının, bir yönetmen sanatı olduğuna emin oldum. Lessie, Fareli köyün kavalcısı, Maymunlar Cehennemi, Ayı, 57 yapımı Old Yeller ve hatta bizin yeni Sivas’ımız film boyunca aklıma geldi durdu. E artık neredeyse hayvan ya da köpek filmi diyebileceğimiz bir tarz oluşmaya başladı.

Genelde filmi izler izlemez yazmak pek huyum değildir, çok sağlıklı da bulmam, biraz yer etmesini, üzerine düşünmeyi ve sindirmeyi daha sağlıklı bulurum. Fakat bazı filmler vardır istisnayı hak eder. İşte Beyaz Tanrı da o filmlerden biri.

beyaz-tanri-2Film, Çek bir şair olan Rainer Maria Rilke’nin “Kötü olan her şey sevgimize muhtaçtır” sözüyle açılıyor. İyi, hoş sevgi, tanrı sözcükleri bence eşiği yüksek, güzel bir açılış olmuş dedim. Finalde karşılıklı secdeye gelen insan ve hayvanın, tanrı ve sevgi metaforunun, filmin isminin özellikle beyaz tanrı oluşunun, taşlarını yerli yerine oturtması için filmin finalinde, akan jeneriğin müziksiz, sessiz tercih etmesiyle seyirciye, sadece ‘sus ve düşün’ diyerek zaman tanıdığı sırada fırsat tanıyor. Hitchcock’un “kuşlar” ından sonra, yeni, hatrı sayılır değer ve ölçüde bir başyapıt yapıt sayılır. Başta söylediğim gibi sinemanın yönetmen sanatı olduğunun katırlar gibi gibi bir film yapmış Kornél Mundruczó. Öyle ki adamın yönettiği sade bir çocuk olsa zor dersin, bir çocuk bir de köpek varsa işin içinde daha zor dersin, bu adam bir sürü çocuk 274 tanede köpek ile film yapmış -ha siktir, imkansız dedim. Bir dergide okumuştum Life of Pi filmini Ang Lee’den önce, ilk Amelie’nin yönetmeni Jean-Pierre Jeunet’e götürmüşler o da; “bir filmde zor olan sahneler çocuk, hayvan ve su olan sahnelerdir. Bu filmde üçü de var ben almayayım” diyerek geri çevirmiş.

274 köpek bunların başını çeken Hagen ise castlı oynamış. Çünkü resmen filmin bir yerinde o güzelim uysal köpek gidiyor yerine bir canavar geliyor. En baba oyuncuyum diyen bile bir durur düşünür bu denli bir geçişi. Bu yüzden sanırım Hagen’i Luke ve Body adında iki farklı köpek oynuyor.

FeherIsten_jelenetfoto_6Avrupada böyle bir kanun yasa var mı bilmiyorum ama Macaristan’da olduğundan emin oldum; Safkan olmayan köpekler için vergi ödemek zorundasın, evine beslemenin bazı kuralları varmış. Bu tam bir Faşizm çizgisi, karşı karşıya kalınan şey resmen köpeklerin bile soylu olmaya zorlanması ve o yolla “diğer” lerinden kurtulma çabası. Irkçılığın boyutlarının geldiği yer işte bu… Hele sokak köpekleri ve barınaklar ya da bir heves alınıp sokağa bırakılan köpekler hakkında ağzımı hiç açmayayım…

Irkçılık, faşizm, sevgi üzerine güçlü bir yapıt ortaya koyan film, bazı yerlerde şartların zorluğundan olsa gerek bir takım kopukluklar yaşatıyor. Mecburen fazla cut geçişleri, zaten aktüel olan çekim tarzıyla birleşince izlenin zor olduğu yerler ortaya çıkmamış değil. Fakat, yine de bir baş yapıtla karşı karşıyayız. Çocuk oyuncu tertemiz işini yapmış; ondan çok bahsedemiyorum çünkü 274 köpeğin muazzam manzaralarına kapılıp; ‘kız nasıl oynuyordu acaba?’ diye tekrar düşünmek gerekiyor. İyi. Ayrıca müzisyen olması daha iyi.

Bir de sanki şunu söylemeden geçemeyeceğim; Yönetmen, “ehlileşmek üzerine kıçını yırtan ey insan, yıllardır sana dostluk eden, neredeyse artık tanrıdan üretimini devraldığın köpeklerin sadece yüzlercesi birlik olurda, seni emirlerine boyun eğmezse, itaatmezse, senin o güvenle kapısını kilitleyip müziğini dinlediğin, tuhaf kıyafetlerle doğadan ta ötelere savrulmuş, kokuşmuş kıçını biraz toparla” dememiş mi?

Bazı itaat etmeyen “köpeklere” selam olsun…

Sevgiyle…

No Comments

Post A Comment